YEDİNCİ EV| PAZAR SOHBETLERİ

Birinci albümleri Şimdi’den sonra ikinci albümleri İçine Düştüm ile en yakın zamanda bizleri buluşturmaya hazırlanan Yedinci Ev grubundan Turgay Gülaydın, Hazar Aşçı, Birkan Nasuhoğlu ile çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.İyi okumalar dileriz..
İlk olarak grubun nasıl bir araya geldiğinden bahsedelim..

Birkan: Farklı gruplarda yer alsak da üçümüz de aynı projenin içindeydik. Şişhane’de bir stüdyomuz vardı. Oradan sıyrılıp kendimiz bir şeyler yapmak istedik. Benim elimde zaten şarkılar vardı. Onların üzerinde çalışmaya başladık. 2011 senesinde oldu bunlar.

Peki, grup ismi nereden geliyor? Yedinci Ev fikri nasıl çıktı?

Birkan: Yedinci Ev ismi Lee Carroll’un Yuvaya Yolculuk kitabından geliyor. Sohbet esnasında bu kitabı hepimizin okuduğunu ve çok etkilendiğini fark ettik. Kitabın konusu içsel bir yolculuk ve kahramanımız yedinci evde kendini buluyor.  Biz de bundan yola çıkarak grubumuza bu ismi vermek istedik.

Turgay: O yolculukta son ev, kendini bulduğu ev. Yani, bir nevi nirvana. Ya da tasavvufta insanın kamil olduğu nokta denebilir.

 Bizim kendimizi zor ifade ettiğimiz zamanlarda sizin şarkılarınız duygularımıza tercüman oluyor. Siz kendi müziğinizi nasıl tanımlarsınız?

Birkan: Her şeyden önce yaptığımız müziğin bizim de dinleyebileceğimiz bir müzik olması çok önemli. Alternatif bir yönümüz bulunsa da temelde rock müzik üreten bir grubuz. Kendi müziğimizi hissetmeye ve hissettirmeye çalışıyoruz. Bazen çalarken tüylerimizi diken diken eden şarkılar oluyor. Yeni albüm için de öyle şarkılar yaptık. Müziğin doğru olduğunu yaparken anlıyoruz. İşte öyle anlarda, o hissiyat kendini geliştirmeni ve daha iyisini yapmanı sağlıyor. Bunun bir sonu yok tabii. Henüz hala en iyisini yapmadık.

Turgay: O hissiyatı ve doğru şarkı olduğunu çalarken hissediyor, anlıyorsun.

Müziğinizi bir duyguyla özdeşleştirecek olsaydınız, bu hangi duygu olurdu?

Birkan: Bienale giden mavi dolmuşun içinde gibi hissediyoruz. Yani ben böyle tanımlıyorum. Yeni albümde bunu siz de hissedeceksiniz zaten.

Hazar: Evet, biz rock yapıyoruz. Ama o mavi dolmuşta hepimiz Orhan Gencebay dinliyoruz. Türkiye’nin jazzcısı, rockçısı hepsi o makamlara sahip. Hepimiz o makamların ruhuna ve duygularına sahibiz. Çünkü onlarla büyüdük. Kendi benliğimizden kopmuyoruz ve zaten değerli olan da bu.

Bildiğimiz kadarıyla çoğu şarkının sözleri size ait. Bunları yazarken nelerden etkileniyorsunuz? Özel bir anlamı, hikayesi olan parça var mı?

Birkan: Bazı şarkılar var ki konuşmaya gerek kalmıyor. Kelimelerden daha fazlasını anlatıyor. Hepsinin ayrı hikayeleri var. Şarkıları hissederek yapıyoruz. İyi hissediyoruz; çünkü kendimizi en iyi hissettiğimiz yer, elimizde enstrüman olduğu zaman.

Peki, yaratıcılığınızı beslediğiniz rutin alışkanlıklarınız var mı?

Birkan: Sokaklarda olmayı çok seviyoruz. Sokakta olmak empati ve gözlem yeteneğinizi geliştiriyor. Daha doğrusu farklılaştırıyor. Bu da doğrudan yaratıcılığa etki ediyor.

Turgay: Bu işin özü yaşamak ve içinde kalmak. Bunları da aktarıp müziğe vermek.

Birkan: Bir de insanın her koşula alışması var. Örneğin ben Adalar’da yazabiliyor olsaydım ve bir daha gidemeyecek olsaydım yazamazdım. O yüzden kalıplara sığmamak lazım. Biz de kalıpları ve rutinleri yıkıp her yerde çalmaya çalışıyoruz. Kütüphanelerde, parklarda… Müziğimizi nerede yapabilirsek orada.

Günümüzde güzel şeylerin bilinmemesini isteyen bir dinleyici kitlesi var. Çok sahiplenip içselleştiriyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Birkan: Bir şeyleri paylaşıp beraber tanık olmak, bilinmemesinden çok daha güzel. Bize bazen “Neden daha çok dinlenmiyorsunuz?” gibi mektuplar geliyor, üzülüyorlar. Biz de onların üzülmelerine üzülüyoruz. Bizim için her şey tam da istediğimiz gibi gidiyor, iyi hissediyoruz. Şarkılarımızı bekleyen güzel bir dinleyici kitlemiz var. İkinci albümümüz de çıkacak. Bunlar çok değerli şeyler.

Hazar: Benimsemelerini anlasak da üzülmelerini istemiyoruz.

Birkan: Belki de tanınarak değişmememizi istiyorlar. Ama bu çok zor. Grup stabil kalmıyor yani. Zaten sürekli bir değişim içindeyiz. Nasıl istersek öyle yapıyoruz. Mesela şimdi sahnede dört kişi olacağız.

Günümüzde müzik gruplarının çoğu dağılıyor. Siz bu durumu nasıl aşıyorsunuz?

Birkan: İkili ilişkilerde olduğu gibi aslında. Özveriyle birbirimizi destekleyerek, uyararak… Ama bence en önemlisi samimi olmak. Sonuçta özel hayatımızı da paylaşıyoruz. Her şeyden önce arkadaş olmak lazım.

Hazar: Eğer karşınızdaki insanı anlıyorsanız o zaman saygı da duyuyorsunuz. Bu da beraberliğin en önemli noktasıdır kanımca.

Birkan: Evet, kilit nokta saygı da denenebilir.

Peki, çıktığınız yolda ulaşmak istediğiniz bir hedef ya da bir ilkeniz var mı?

Birkan: Birilerinin hayatına dokunmak çok etkileyici bizim için. Orada olduğumuzu hissettiğimiz insan sayısı ne kadar artarsa o kadar mutlu oluyoruz. Klişe bir tabir ama aslında evinize misafir oluyoruz. Hedefinin olması aşamalı bir durum. Albüm kaydına girdiğinde tek hedef, onun bitmesi oluyor. Önümüzdeki yeni hedefimiz Zeytinli Festivali. Orada çalacağız. Grup olarak asıl dileğimiz, olabildiğince samimi bir şekilde enerjimizi ve hissiyatımızı dinleyiciye geçirebilmek.

Türk ve dünya müziğinde takip ettiğiniz isimler ya da bir tür var mı?

Birkan: Üçümüz farklı tarzlar dinleyebiliyoruz. Bizi de geliştiren bu çeşitlilik oluyor. Dönemsel olarak da müzik zevkimiz farklılık gösterebiliyor. Kimi zaman etnik, bazen indie, genellikle British rock dinliyoruz.

 Türkiye’de sanatın hemen hemen her dalı belirli engellerle karşı karşıya kalıyor. Sanatı özgürlükten uzak düşünebilir miyiz?

Birkan: Düşünemeyiz tabii. Baskı arttıkça geliştiğimizi de düşünüyorum. Duvardan bir tablo indirilince aynı yere beş tane tablo geliyor. Bu muazzam bir şey. Bazen sansür ve baskı altında olmak üretkenliği kamçılıyor. Tabii sansür olduğunda sanat bitmiyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi sanatsız bir toplum düşünülemez. Bu baskıyla da mücadele ediyoruz zaten.

Turgay: Özgürlük, sanatın her alanında olduğu gibi müzikte de hayati önem taşır. Düşüncelerinizi özgürleştire bildiğiniz ölçüde sanatçısınızdır.  Ne kadar özgürseniz o kadar yaratıcısınızdır. O kadar kendinizi ifade edebilirsiniz.

Şarkılarınızın akustik versiyonları çok seviliyor. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Birkan: İkisinin de ayrı tadı oluyor. Hissettiğimize göre çalıyoruz.

Turgay: Yeni albüm yarı akustik zaten.

 Çok yakında yeni albümünüz İçine Düştüm’e kavuşacağız. Bu albüm nasıl gelişti?

Birkan: Albüm biraz gecikti aslında. Aksilik yaşamadık ama sindire sindire yapalım istedik. Yeni albüm fikri de çok hızlı gelişti. Stüdyo değişikleri oldu. Bu da süreci uzattı. Ama bitirince dinlediğimizde “İyi ki…” dedik.

İlk albüm ve bu albüm arasında ne gibi farklılıklar var?

Birkan: Çok büyük farklılıklar yok. Ama arada dört sene var. İçine Düştüm çok daha olgun. Bu albümde kafamızdaki imaja, sese daha çok yaklaştık. Dinlediğimizde de bu hissiyatımızı alıyoruz.

İlerleyen projelerde beraber çalışmak istediğiniz biri var mı?

Turgay: Şimdilik yok. Biraz ara vererek albüme doymak istiyoruz. Tabii zaman ne getirir bilinmez.

Son olarak dinleyicilere vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Birkan: Albüm hazırlığı sürecinde baya beklediler. Şimdi sabırsızca davrananlar, albüme kavuşmak isteyenler var. Böyle olmaları bizi mutlu ediyor. Yeni albüm bizi de heyecanlandırıyor ve bu heyecanı hep birlikte yaşamak çok güzel. Tek temennimiz, bizimle olmaya devam etmeleri.

Recommended Posts
İletişim

Merak ettiklerinizi bize sorun. En kısa zamanda size dönüş yapacağız.