Ahmet Güvenç | Kurtalan Ekspres | Pazar Sohbetleri

Türk Rock’ın yaşayan efsanesi Ahmet Güvenç ile Kadıköy Shaft’taki bir Kurtalan Ekspres konseri öncesi buluştuk. Kurtalan Ekspres’in ve Rock müziğin geçmişi, bugünü ve geleceği hakkında gerçekleştirdiğimiz keyifli sohbette müziğin evrenselliği, jazz kültürü ve 70’ler 80’ler dönemi felsefesini konuştuk.

 

 Kurtalan Ekspres ismi nereden geliyor?

Kurtalan kazasından geliyor. Kurtalan Ekspres, Siirt’ten Haydarpaşa’ya kadar gidip gelen bir trenin ismiydi. Bu tren Siirt’te son yolcuları indirdikten sonra Kurtalan’a gider. Manevrayla kaza olur. Ertesi gün yeni yolcularını alır, İstanbul’a gelirdi. O zamanlar biz de Anadolu’yu dolaşıyorduk baştan aşağı. Kaderimizin benzediği bir trenin ismidir.

Biraz da misyonunuzdan bahsedelim istiyoruz..

Barış Manço, bizim adımıza konuşan ve her şeyimizi sunan kişiydi. Biz biraz kolaya alışmışız aslında. Öldüğü gün sudan çıkmış balık gibi kaldık. Ben o ilk röportajları falan dinliyorum, çok hata yapmışız. Ondan sonra kendimizi toparlamak zorunda kaldık tabii. Çünkü o misyonu devam ettirmemiz gerekiyor ve bunları doğru ifade etmemiz gerekiyordu. Kolay olmadı haliyle. Onların başlattığı misyonun da sonuna kadar devamını biz getireceğiz; çünkü yeni nesillerden o misyonu üstlenecek kimse yok ne yazık ki…

Barış Manço’dan söz edelim. Ondan sonra müzikte nasıl bir değişim oldu?

Barış Manço ve Cem Karaca’dan bahsedeyim. İkisini de kaybettik ve yerleri çok uzun zaman doldurulamayacak. Çünkü sadece müzisyen değil, aynı zamanda halk ozanlarıydılar. İkisi de inanılmaz kültürlü, devamlı gelişen ve bilgili insanlardır. Biri Alman Lisesi, diğeriyse Galatasaray mezunudur. Ne yazık ki uzun bir süre onların değerinde insanlar gelmeyecek. İnşallah gelecek nesillerde gelir; çünkü Türkiye’nin böyle insanlara ihtiyacı var.

 Unutulmaz anılarınızdan bahseder misiniz?

Japonya’ya gittiğimizde bir şey yaşamıştık. Onu hiç unutamayız. Barış’ın, benim, hepimizin saçları uzundu. Tarzımız benzerdi. Oradaki Japonlar “Siz birbirinize çok benziyorsunuz. Birbirinizi nasıl ayırt ediyorsunuz?” demişti. Epey gülmüştük.

Bu dönemin ve geçmişin müziğini kıyasladığımızda ne söyleyebiliriz?

Geçmiş dönemde olay bambaşkaydı. O zaman biz yaptığımız müziği insanlara kabul ettirmeye çalışıyorduk. Ama o zamanki şartlar daha rahattı tabii. Eskiden bir turne yapılacağı zaman gazeteye ilan verilirdi. Her şehirden konser yapmaya aday kimseler arardı ve adaylar sıraya sokulurdu. Turneye çıkılırdı. O zamanlar televizyon yoktu. Her şeyi birebir çalarak tanıtmak zorundaydınız. Ama daha güzeldi.

Dinleyici kitlesi olarak ne değişti?

Bilgisayarların gelmiş olduğu ortam, insanları biraz ruhsuzlaştırdı. Bu durum tatsız. Biraz da hızlı tüketime döndü iş. Dikkat ederseniz kalıcı parça çıkmıkyor son zamanlarda. Halbuki o eski parçaların hepsi kalıcıydı. Şimdi ise “Daha kolay anlaşılsın, daha kolay yok edilsin” mantığıyla üretiliyor. Ama geçer. İnsanlığın belli periyotları var. Bu sadece ülkemize has bir durum değil. Örneğin Pink Floyd başlı başına bir felsefedir. Bugün orada da değiliz, dünya da orada değil.

Müziğin başkalaşımını da gördünüz. Plak, kaset, cd… Bu hususta ne hissediyorsunuz?

Eskiden albümleri getiremezdik dışarıdan. Benim o zamanki arkadaşlarım Uğur Dikmen, Oğuz Durukan… Hepimiz Pink Floyd’un bir albümünü getirir ve toplanırdık. Hep beraber dinlerdik. O yüzden bizim için çok değerli bir şeydir. Şu an plakların tekrar gündeme gelmesi normal. Plak analogtur; diğerleriyse dijital. Plakta iğneden çıkan ses büyütülür. Analog nesnelerin her zaman üstünlüğü vardır. İnsanlar da bunu anlayacak.

Peki, yeni nesilde dinlediğiniz müzisyenler var mı? Mesela Hayko Cepkin ve Şevval Sam’la çalışmalarınız çok beğenildi.

Hayko Cepkin ilk albümde “Yeni Bir Gün”ü söylesin istedim. Hayko o zamana kadar brütal söylüyordu. Bu şarkıya brütal uymayacaktı. Bu konu hakkında konuştuk ve Hayko birkaç saat çalıştı. Sonuçta ortaya bu çıktı. Aslında kendisi için de çok güzel bir açılım oldu. Şevval Sam’ı da rock altyapısı ile denemek farklı oldu. Yeni albümde böyle denemeler yapmayacağız. Kendi vokalistimiz var: Tolga. Onunla beraber yeni şarkılar gelecek. Tek bir şarkıyı Umut Kuzey söyleyecek.

Göğe Selam albümleri için nasıl yola çıktınız? Sanatçılarla nasıl bir araya geldiniz ve nasıl seçtiniz?

Herkese birkaç parçayı seçenek olarak sunduk. Onlar kendileri tercih etti. Üçüncü albüm gelmeyecek. Bu albümlerde bizden çok, eşlik edenler ses getirdi. Biz biraz daha kendimize yönelmek istiyoruz.

Müziğin topluma yansıması hakkında ne söyleyebilirsiniz?

İnsanların dolaylı ya da dolaysız olarak müzikle uğraşması çok önemli bir şey. İnsanlara bir boyut açıyor. O boyuta da insanlığın ihtiyacı var. Özellikle de bulunduğumuz dönemde, coğrafyada olan olaylara istinaden de müzik yapmak gerekiyor. Toplumu bilinçlendirmek adına yani. Bütün bunlardan eksik kalan insan yitip gider. Çözüm kültür ve bilgide. Kültürlü insanın aktaracağı şey vardır ve bu minvalde yitip gitmez, otokontrol sağlar.

Müzikte son zamanlarda bir baskı hakim. Taksim’de ya da bazı mevkilerde pek çok yer kapanıyor. Bu konu hakkında ne söyleyebilirsiniz?

Evet, maalesef tatsız hadiseler. Fakat Taksim’de kapansa Kadıköy’de devam ediyor. Müziğin önü kesilemez. Zaten müzikten de ödün verilmez. Mesela geçmiş zamanlarda ben bas gitarın telini bulamazdım. Ülkeye sokmak yasaktı, kaçak alıyorduk. Her zaman meşakatli yollar vardı ve olacak.

Son zamanlarda çok fazla sahne alıyorsunuz. Yeni kadroyla unutulmaz olarak nitelendirdiğiniz bir konser var mı?

Çok var ama ben özellikle üniversite konserlerini seviyorum. Onların enerjisi bizi dinç tutuyor. Zaten hedef kitlemiz onlar. Onlara mesajlar vermek istiyoruz.

Eğitimci yönünüz de var. Nasıl yönetebiliyorsunuz ikisini?

Var, çok fazla vaktimi alan bir şey değil zaten. O da çok hoşuma gidiyor. Bilgilere herkes sahip olsun ki yapanlar ortaya çıksın istiyorum.

Müzikte jazz perküsyonları ve o altyapıyı işlemeyi seviyor musunuz?

Onu bilmeyi seviyorum. Çünkü bilinçli iş yapmış oluyoruz. Jazzı olduğu gibi Türkiye’de yaparsanız kulağa hitap edemezsiniz. Fakat onu buradaki makamlara akıtabilirseniz doğru iş yapmış oluyorsunuz. O zaman da her yerde dinlenebilir oluyor.Müziğin standartını yükseltmek için çoğu müziği bilmek gerekiyor; ama jazz aralarından en önemlisi. Her türlü fikre açık bir müzik türü.

Peki, günün birinde Jazz-Blues yapabilecek gruplar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bunu bir türe yöneltmekten öte Türkiye’de bir festival olduğu zaman Diyarbakır’dan da İzmir’den de rock grupları geliyor ve beraber çalışıyor. Bu birlik, farklılıkları birleştirmek çok önemli.

Müzikteki birlik hakkında ne diyebiliriz?

70’ler ve 80’ler döneminin bir felsefesi vardı. O dönemlerden sonra felsefeden daha uzak müzisyenler hakim olmaya başladı dünyada. Bunların hepsinin özünde hippielik vardır. Bu nedir? Dünya kardeşliğidir.


  • Röportaj: Esra Başkaya, Öykü Bilgin, Tüles Talu
  • Fotoğraf : Yiğit Çetin
Recommended Posts
İletişim

Merak ettiklerinizi bize sorun. En kısa zamanda size dönüş yapacağız.