Hadi Araştıralım

post

ATİLLA DORSAY | PAZAR SOHBETLERİ

 Aralık 2016’da meslekteki 50. yılını deviren Atilla Dorsay ile Oscar tahminleri, Türk Sineması ve  Amerikan Sineması’nın gelişimi hakkında dolu dolu bir sohbet gerçekleştirdik.Keyifli okumalar..

 Sinema eleştirmenliğine başlama hikayenizi anlatır mısınız?

Ben eleştirmenliği bulmadım, eleştirmenlik beni buldu. On iki yaşından itibaren gördüğüm filmleri defterine gayet güzel biçimde yazıp o yıllarda filmlere notlar verirdim. On iki yıl sonra da küçük cümlelerle eleştiriler yapmaya başlayan bir insanın herhalde başka bir şey olması beklenemezdi. O defterlerim hala duruyor. Gerçi yangınlar atlattılar, bir sürü felaketten kurtuldular ama hala yanımda duruyorlar ve benim için çok önemli bir belge oluyorlar. 1950-1951 yıllarından itibaren defterlerime minik minik eleştiriler yazmaya başladım. Bu bir süre çeşitli biçimlerde devam etti ve 1976’da askerliğimi bitirip İstanbul’a geldim. Eleştirmen olmaya kararlıydım ve hemen Cumhuriyet Gazetesi’ne başvurdum. Kabul edildi. Eleştirilerimi verdiğim hafta yazılar basıldı. O günden beridir de devam ediyor. Bu yıl, eleştirmenliğimin 50.yılı.

 Ülkemizdeki en değerli film eleştirmenlerinden birisiniz. Arşivinizde tahmini olarak kaç film vardır?

Bir dönem video kasetler vardı. Onların sayısı binlerceydi. Ama kendimi her zaman teknolojiyi yakından takip etmek zorunda hissederim. DVD’ler çıktığı zaman video kasetleri hemen hemen tümüyle yok ettim. Ancak DVD’de karşılığını bulamadığım yaklaşık yüz bin yüz elli kaseti korudum. Fakat çoğunluğunu attım, sattım ya da dağıttım. Şimdi DVD’ler var ve benim hesabıma göre yüz binler civarında bu sayı ve her dakika daha da zenginleşiyor. Klasik filmleri özellikle getirtiyorum, yeni filmlere o kadar merakım yok. Onları nasıl olsa sinemalarda görüyorum; çünkü çıkan bütün filmleri her hafta izliyorum. Ama klasik filmler açısından gerçekten değerli bir arşivim var.

Hayatınızı değiştiren filmler var mı?

Şimdi bir film hayatımızı değiştirebilir mi? Değiştirirse hangi düzeyde değiştirir? Bu felsefi ve sanatsal tartışmaya çok girmek istemiyorum ama gerçekten benim hayatımı değiştirdiğini düşündüğüm filmler oldu. Bir avuç veya daha fazlalar. O yüzden yabancı filmler eleştirilerimi topladığım kitaplara bu adı verdim. İlk kitap 1970 yılından başlayarak benim yabancı film eleştirilerimi 1970-1980 yılları arasında toparlayan bir kitaptı. Bu ismi beğendi insanlar. Özellikle gençler hep bunu sordular ; ‘Hakikaten bir film hayatımızı değiştirebilir mi?’  Bu yayınlar onar yıllık set halinde günümüze kadar geldi. Şimdi ise son on yılın filmlerini de on iki yıl içinde toparlayacağım. Sinema en etkileyici sanat dalı, bunu kabul etmek lazım. Çünkü bütün dalları içeriyor. İçinde edebiyattan; mimariden, resimden; heykele, müzikten; fotoğrafa hepsi var. Dolayısıyla bir filmin etki gücü daha fazla oluyor. Bazı filmler çok denk düşerlerse pek çok açıdan kişiliğimizi, hayatımızı bir parça da olsa değiştirebilir. Hatta yönlendirir diye düşünüyorum. Casablanca filmini ben elli altı yaşındayken izlediğimde o kadar etkilendim ki… Benim için hala bunca yıl sonra savaş altında aşk­ dünyanın en etkileyici temalarından biridir. Ayrıca 2001 Uzay Yolu Efsanesi adlı Stanley Kubric filmini izlediğimde de bilim kurgunun ne kadar önemli bir anlatım aracı olduğunu, felsefeyle nasıl bir yerlerde bulaşabildiğini ve bir tek filmin defalarca görülüp nasıl insanı her seferinde şaşırtabildiğini gördüm. Bunu öğrendim. Bu da hayatımı değiştiren bir film oldu.

 Oscar sonuçlarındaki öngörüleriniz çok güçlü. Bunu neye bağlıyorsunuz? 

Bir zamanlar sağ olsun bütün gazeteler Oscar tahminlerimi sorardı. Ben de verirdim. O zamanlar hakikaten biraz da şanslı bir dönemdi herhalde. Yüzde yüz değilse bile ona yakın tutturuyordum. Şimdi sormuyorlar bile. Benim de eski keskin görüşüm kalmadı belki bilemiyorum. Bu yıl yüzde yüz tutturamadım belki ama şöyle oluyor; alacağını tahmin ettiğim film, oyuncu, almasını dilediklerimiz oluyor onlar bazen aynı oluyor. Bazen farklı oluyor. Benim şöyle bir özelliğim var: Ya almasını beklediğim alıyor ya da “Almayacak ama ben almasını isterim.” dediklerim alıyor. Mutlu oluyorum tabii ki. Yine de ikisini bir potada yeterince ayrıştıramıyorum galiba.

 Günümüz Türk Sineması hakkında neler düşünüyorsunuz? 

Çok iyi şeyler düşünüyordum yakın zamana kadar. Yepyeni bir kuşak geldi. Harika filmler yapılıyor, dünya çapında anılan bir sinemamız var. Bu konuda fikrim değişmedi ama ticari sinema öylesine aldı yürüdü ki… Her hafta dört beş tane çıkan sözüm ona komediler, her hafta on iki tanesi karşımıza gelen aşk filmleri… Bir de hiç kaldıramadığım Türk usulü korku filmi, korku filmini çok seviyorum ama Türkler beceremiyor yani. Bizim doğamızda yok korkmak. Dolayısıyla böyle filmler o kadar çoğaldı ki sıkıldım. Hangi birine gideceksiniz? Hangisinin iyi hangisinin kötü olduğu da belli olmuyor. En iyisini sezen bir altıncı hissimiz olsa… Sonuç olarak şikâyetçiyim bu kadar çok Türk filminden. Her hafta yetmiş sekiz Türk filmi çıkıyor ve bu bizim için çok fazla. Kokluyoruz etrafı, haber almaya çalışıyoruz. Tanıdığımız yönetmenlerse mesele yok; ama yepyeni isimler giriyor. Hele komedi sineması… Her gün yeni bir komedyen çıkıyor. Tamam, Türk halkı komediyi sevmiş. Nasrettin Hocası, Neyzen Tevfik’i, İsmail Dümbüllü’sü, Cem Yılmaz’ı, Yılmaz Erdoğan’ı… Başka bir sürü gerçek komedi ustasını, üstadını yetiştirmiştir. Aziz Nesin’i de unutmadım tabii. Ama bu kadar çok komedi yapmamız mümkün değildi. Bu kadar geniş mizah malzememiz ve bu kadar çok komedyenimiz yok. Buna rağmen ısrarla yapıyorlar. Kalite de düşüyor haliyle.

Peki, yapılan bu filmleri ne ölçüde değerli buluyorsunuz? 

Değersiz buluyorum ve çoğunu da görmüyorum açıkçası. Kimse kusura bakmasın ama arkasında Beşiktaş Kültür Merkezi gibi bir komedi fabrikası haline gelen kurum olsa bile hepsini görmüyorum. Onlar bile kusuruma bakmasın.

 Gelişen teknolojiyle birlikte Amerikan sinemasında bu görsel efektlerin çok kullanılıyor. Özellikle de fantastik filmlerde görüyoruz. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fantastik filmler benim gönül verdiğim bir alandır. Gerçekçi sinema bir dönemde çok baş tacıydı. Tabii ki çok önemli bir alandır ama insanın hayal gücüne hiç gem vurmadığı, tümüyle hayal gücümüze dayanan bilim­kurgu ve fantastik filmler her zaman beni ilgilendirdi. Buna hep çok önem verdim.

 

 

Yorum Yok

Add your review