Can Kazaz | Pazar Sohbetleri

Alternatif müzik denince akla ilk gelen isimlerden biri olan, ‘Yollar ve Su’ albümünden sonra yeni albümü ‘Ben Sizden Kaçtım’ ile bizi büyülemeye devam eden Can Kazaz ile harika bir röportaj gerçekleştirdik. Keyifli okumalar dileriz.                       

                                      

Öncelikle nasılsınız, şu an size nasıl hissettiriyor?

İyiyim, diyebilirim. Uzun zamandır uyuduğum uyku yetmiyor. Biraz enerjim düşük hissediyorum o yüzden.  Var olan bütün enerjimi sahneye saklıyorum.

İlk olarak eğitim hayatınıza fizikle başlayıp müzikle devam etmenizden bahsedelim. Müzikle tanışma hikayeniz nasıldı? Bildiğimiz kadarıyla on yedi yaşınızda rap yaptığınız bir dönem olmuş, sonrası nasıl gelişti?

Çocukken en çok zaman ayırdığım meşkale müzik dinleyip, şarkılara eşlik etmekti. Onunla beraber orgumla da bildiğim şarkıları kendi kendime çalmayı öğreniyordum. Beş- altı yaşlarımdan itibaren başladı bu. Sonra ortaokulda yine kendi kendime gitar öğrendim. On dört yaşından itibaren de bilgisayarda müzik yapmaya başladım ve rap müziğe yöneldim. Her ne kadar lisede fen-matematik okumuş olsam da; içimde bir yerde o işi hakkıyla yapamayacağımı biliyordum. Burs kazanmayı başarınca, müzik okumaya başladım ve daha iyi yaptığımı düşündüğüm bu alanda uzmanlaşmaya çalışıyorum.

Müzik tarzının insanın karakterini yansıttığına inanılır. Rap müzikten alternatif müziğe geçtikten sonra gerek olaylara bakış açısı, gerek yaşam felsefesi olarak önceki Can Kazaz ile şimdiki arasında ne gibi farklılıklar oluştu? Yoksa hala rap yapıyor musunuz?

Rapçi olarak rap müzik hiç yapmadım, daha çok prodüktör olarak müzik yaptım ve bir çok rap beati besteledim. Yaşam felsefesinin oluşması çok zaman alır ama hayata bakış açımda değişiklikler muhakkak oldu; çünkü ergen yaşlardan yetişkin yaşlara doğru insanın bütün hayatı şekilleniyor. Tüm toplumsal olaylar, kişisel deneyimler  katman katman ekleniyor insanın karakterine. Müzikle ilgili olan ilişkim ise o zamana göre derinleşti ve zenginleşti diyebilirim. Tüm bu farkların cevabını ilk albümüm “Bir Albüm” ve son albümüm “Ben Sizden Kaçtım” dinleyip kıyaslayarak bulmak mümkün sanırım. Son yedi-sekiz yıllık süreci anlatacaktır.

Müziğinizin ve şarkı sözlerinizin insanları anılarına götüren, huzur veren, narin bir yapısı var. Siz kendi müziğinizi nasıl tanımlarsınız?

Tek bir tanım yapmak doğru olmaz gibi geliyor. Dediğiniz gibi şarkılarım da var ama insanı iyice dibe çeken, melankolik bir havaya sokan, üzücü şarkılarım da mevcut. Ya da dans ettiren, düşündüren şarkılarım da var. Ben yaptığım müziğe alternatif pop diyorum.

İnsanlar sizin müziğinizin huzurundan besleniyor. Peki siz kimlerden besleniyorsunuz? Kimleri okumayı, kimleri dinlemeyi seversiniz?

Norah Jones’un ilk üç albümünün her elementini defalarca dinleyip aklıma kazımışımdır. Rap müziğin durumları ele alış şeklini de katıyorum aslında. 90’lar Türkçe popunun müzikal yaklaşımı bilinçaltımda yer edinmiş durumda. Yaptığım işlerde 2000’lerin yabancı popu da etkili. Çok fazla isim vermeyi sevmiyorum, eksikler bırakıyor. Karşılaştığım her türde müziği mutlaka irdeliyorum. Düzenli olarak dinlediğim bir isim olmuyor uzun zamandır. Aynı vaziyet, kitaplar için de geçerli. Ah Muhsin Ünlü, Cemal Süreya gibi şairleri de okudum zaman zaman; Thoreau gibi düşünürlerin yazılarını da. Ansiklopedileri, bilimsel yazıları, fantastik romanları, özellikle çocuk yaştan bu yana Harry Potter serisini çok severim.

Yalnızlığın getirdiği üretkenliğe inananlardan mısınız?

Yalnızlık değildir üretkenliği getiren, bir başınalıktır. Yalnız kalınır, bir başına olunur diyeyim. Kesinlikle inanıyorum. Bütün beslendiğim, sağlığıma kavuştuğum alan bir başınalık.

Şarkılarınızın her zaman bir hikayesi olduğunu hissediyoruz. Peki, siz yaşadıklarınızı mı yazarsınız yoksa yazdıklarınızı mı yaşatmaya çalışırsınız?

Hep yaşadıklarımı yazdım. Tanık olduğum gerçekleri samimiyetle şarkıya dönüştürmeye çalışıyorum. Ancak nadiren yazdığım soyutlukları da karşı tarafa müzikle geçirmeye çalışıyorum tabii.

 

İlk başta insanlar sizi coverlarınızla tanıdı. Şu an albümleriniz var. Bunların dışında akademisyenlik yapmanızın müzik hayatınıza nasıl katkıları var?

Benim pek coverım yoktur. “Kalbin Yok mu” isimli Marc Aryan şarkısı dışında. O da çok fazla bilinmez. Kendi üretimlerimle tanındığımı düşünüyorum. Müzik bölümünde akademisyenlik yapmak, her zaman yeni yetişen müzisyenlere çok yakın olmayı sağlıyor. Bu alanda bir çevre edinmemi sağladı, diyebilirim. Bilgiye erişimin yöntemlerini bildiğim için, üretim ve öğrenim aşamalarımda pratiklik de kazandırıyor.

“Yollar ve Su” albümünüzde bir yapım şirketi ile çalışmadınız, bunun artı ve eksilerinden bahseder misiniz?

Ben hiçbir albümümde yapım şirketiyle çalışmadım. Sadece son albümlerimde BİLGİ Music Label ile çalıştım ama o da akademi bünyesinde ve tamamen bağımsız olduğum, kendimle ilgili kararları yine kendimin aldığı bir platform. Kontrolü akademik kadroda, yani bizde. Bunlar pozitif yanları. Bütçe ayıran bir mekanizma olmadığı için bağımsız müzisyenlik zor olabiliyor. Bütün bağlantılarınızı en baştan kurmak durumundasınız. Plak şirketlerinin halihazırda kurmuş olduğu bir network ve kendince işlediği düşünülen bir sistem var. O sisteme ve ağa çok fazla dahil edilmiyorsunuz bağımsız olduğunuzda. Bu da kimisi için bir dezavantaj olabilir.

Narin müzik denilince akla Nilipek geliyor. Beraber söylediğiniz şarkılar, müziğinizin büyüsü herkes tarafından beğenildi. Birlikte yeni projeler var mı?

Şu anda öyle bir proje yok. Farklı müzik alanlarına doğru yöneliyoruz zaten yavaş yavaş. Herkesin başka bir alanı denediği, daha zengin bir müzikal ortam yaratma çabamız var. Denk gelirse yine yaparız belki bir şeyler, neden olmasın. Daha önceki kayıtlar da tamamen tesadüflerle gelişmişti. Proje olarak tasarladığımız şeyler değildi yani.

Yeni albümünüzden bahsedin istiyoruz biraz da; sözler, müzik yine insanı büyülüyor. Nasıl bir serüvendi sizin için, kimlerle çalıştınız?

Çok yoğun ve sıkıştırılmış bir süreçti. Bir o kadar da keyifli ve unutulmazdı. Biriktirdiğim parçaları kısa sürede prodüksiyon haline getirdim. Aranjmanlarını ve bütün konseptini, müzikle ilgili kararları ve kayıtlarını kendim yaptım. Bizim jenerasyonun en yetenekli müzisyenleriyle çalışma şansım oldu albümde. Efe Demiral, Can Dedeoğlu , Mert Can Bilgin, Deniz Özçelik gibi çok değerli müzisyenler bu albümü ortaya çıkarmamda yardımcı oldular.

İlk şarkılarınızda akustik ve vokal baskınken son albümde enstrümantal çeşitliliğin ön planda olduğunu görüyoruz. Geçişi yadırgadığımızdan değil tabii ki ama neden yeni albümde böyle bir yol izleme gereği duydunuz?

Bu albümde de ağırlık akustik enstrümanlarda yine. Elektronik gitar ve yer yer klavyeler dışında akustik olmayan enstrüman yok. Ama bu enstrümanları kullandığım bağlam değişti. En basitinden stüdyoda dikkatle yaptığımız kayıtlar var artık. Daha önce evde yapıyordum kayıtları. Prodüksiyon bir albüm çalışması yaptık. Aslında ilk stüdyo albümüm bu benim, öyle düşünmek lazım. İnsanların şarkılarımı artık daha iyi bir sunumla dinleyebilmesini istedim. Bu tercihimin gerekçesi bu.

Recent Posts
İletişim

Merak ettiklerinizi bize sorun. En kısa zamanda size dönüş yapacağız.