İSMİRA | Pazar Sohbetleri

Etnik, jazz, funk ve doğaçlama müzik türlerinde kendilerine özgü bir tarzla yolan çıkan ve kuruluşlarının onuncu yılında olan  İzmirli grup İsmira’dan Onur Duygulu, Sinan Göksan, Ümit Çağlar ile  röportajımızda 10 yıllık serüvenleri, Sofar deneyimleri ve dijital platformlarda yayımladıkları çalışmaları hakkında konuştuk. Keyifli okumalar..

 

Öncelikle bu dörtlünün bir araya gelmesinden bahsedelim istiyoruz. Yollarınız nasıl kesişti? Bir grup olmak, böyle bir yola çıkmak ciddi güven isteyen bir iş, başlangıçta karar aşaması nasıldı?
Onur : Hayalimiz davulsuz ve çoğunlukla akustik enstrümanların olduğu bir gruptu. Benim bazı bestelerim vardı ve alışılmış gitarlı gruplardan daha farklı bir arayış içinde olma isteğimiz de vardı. O zamanlar internetten müzisyen bulup grup kurma olayı çok popülerdi ve bende bu hayalle internette müzik sitelerine bakarken Ümit ile tanıştık. Kerem ile lise yıllarımızdan tanışıyorduk ve Çello çaldığı için bestelerimizi birlikte çalabileceğimizi düşünüyorduk. Ümit ile konuştuktan sonra Kerem de dahil olunca trio olarak ilk oluşum meydana geldi. Kısa süre sonra Ümit’in Sinan’ı davet etmesi ile temel kadromuz oluştu. Amacımız halen olduğu gibi sadece müzik yapmaktı. İsmira ile o zamandan bu zamana hiç ticari kaygıya kapılmadan devam ettik. Açıkcası ilk çaldığımız anda birbirimizi tamamlayan güzel bir enerji olduğunu hissetmiştik.

Neden “İsmira”? Neden “İzmir” değil? Grup ismi seçme süreci nasıl gelişti?

Ümit : Bizler İzmir’de yaşayan İzmir’de büyüyen ve İzmir’de bir araya gelen bireyleriz. Bu şehrin hayatımızda oldukça fazla yeri ve izi var. İzmir bizim için yaşanmışlıklar, hikayeler ve duygular barındırıyor ve ister istemez müziğimiz de bu yaşanmışlıklardan etkileniyor. Bizler geçmişe, doğal olana ve saflığa özlem duyuyoruz ve yeni şeyler üretmeye çalışıyoruz. İzmirin eski isimlerinden biri olan “İsmira” da bizim için yeni arayışlar içinde bulunduğumuz bir buluşma noktası.


Jazz, funk ve etnik müziğin kısmi doğaçlama bir şekilde harmanlanmasıyla oluştuğu söylenen müziğinizi siz nasıl tanımlıyorsunuz? Yaptığınız iş size ne ifade ediyor ve hayatınızın ne kadarı “İsmira”?

Onur: Hepimiz aslında çok geniş müzikler dinleyen insanlarız. Bu doğal bir şekilde müziğimize de yansıdı. İsmira böyle özgür bir paylaşım olduğu için benim hayatımda çok önemli bir yerde. Mesela bir kayıt alalım dediğimizde aylarca görüşememiş olsak bile hemen bir araya gelip o kaydı alabiliyoruz. Çok yoğunluğumuz bile olsa zaman bulabiliyoruz. Bu emektir ve dostluktur.
Sinan: Kültürlerin etkileşimi bunun en güzel cevabı çok basit bir şekilde anlatmak gerekirse dünya insanları dünya müziğini yaratıyor. Dünyayı objektif bir biçimde dinliyor ve yaratım sürecini besliyor. Yaptığımız iş doğallığı temsil ediyor. Kayıtlarımızda kullandığımız enstrümanlarla bile vermek istediğimiz soundu analog ve gerçekçi olarak doğanın bize sunduğu temalar dahilinde kaydetmeye özen gösteriyoruz.

Tüketici toplumun isteklerini karşılamaktan ziyade on yıldır safi sanatla ve sadece dijital ortamlarda yayınladığınız albümlerinizle müziğin içindesiniz. Bunu tüketici kitleye ve günümüz müzik piyasasına bir direniş varsayabilir miyiz?
Sinan: Hepimiz ayrı ayrı farklı projelerde yer aldık, alıyoruz ve alacağız. Maddiyat elbette önemli ancak İsmira zaman içerisinde bizim için maddi kaygısı olmayan, manevi değerler üzerine kurulmuş bir proje haline geldi. Maneviyat her zaman var olacak bir değerdir ve ölümsüzdür. Bunu anlatmanın bir yolu yok yakın arkadaş, aileden birisi gibi düşünün. Müzisyenler yaşadıkları anın değerini bilir, hisseder ve paylaşmak ister bunu parasal kaygılara çevirdiğinizde derin çatlaklar oluşmaya başlayacaktır. Maddi kaygılar yanında basit dertleri, gereksiz tartışmaları, müzik dışındaki konuların vakitsiz bir şekilde müziğe dahil olmasını, bencilleşmesini ve kötü yönde etkilenmesini sağlar. İsmira belli ki sizlerle saf bir şekilde buluşabilme olgunluğuna erişmiş, kıymeti bilinmeli ..

Onur: Biz İsmira ile para kazanmadan on yıldır devam ediyoruz. Direniş bu cidden. Ama müzik piyasasına direnemiyorum ben kendi adıma söyleyecek olursam. Çok kötü ortamlarda halen zaman zaman müzik yapıp birilerine eşlik ediyorum. Geçinmek için mecburi kaliteniz düşüyor. Sanatla geçinmek imkansız gibi bu ülkede. Grubun dostluğu ve sevgisi sağlam olduğundan iyi direndik yıllarca. Bireysel olarak para kazanıp İsmira ile kayıt almayı seviyoruz. İlk başlardan beri bizi takip eden bir kitle var. Kaç kişi olduğu önemli değil bizim için, bu hayatta en güzel şey paylaşmak. Bir firmadan albüm çıkarınca zaten internetten anında indiriliyor. Emeğe saygı maalesef hiç yok. Ben kaset dinliyorum hala. İstediğin kaseti bulmak bir emekti eskiden, şimdi hızlı bir tüketim var. Yakın gelecekte kartonetli albüm de kalmayacak zaten. Son albümümüz “Denizin Kıyısında” albümüzü yine dijital olarak çıkarmak çok keyifliydi.


Dinleyici, enstrümantal müzikten sözlü müziğe nazaran daha çok kendine göre anlamlar çıkarıyor olabilir. Bu durum sizi tedirgin ediyor mu? Sizin dinleyici kitlenizden beklentileriniz nelerdir?Sinan: Açıkçası beni etmiyor. Biz müziği yaratırken de bu tip şeyleri kafamıza takmıyoruz. Popüler kültürü doğru okuyabilirsek enstrümantal müziğin ne kadar değerli olduğunu anlamamız kolay olacaktır. Hatta işin güzel yanı her insanın tıpkı izlediği ve beğendiği filmlerde kendini araması gibi bizim parçalarımızda kendilerini bulmaları ve onu kendileri için anlamlandırmaları düşüncesi bile muhteşem bir his. Düşünsenize on kişi topladınız ve bir parça hakkında herkes hissettiği şeylerden bahsediyor müthiş bir yapı.
Onur: Şarkıların hepsinin hikayesi var ve bunu konserlerde anlatmaya çalışıyoruz. Dinleyici enstrümanların onu çektiği yönde farklı şeyler düşünebilir. Bu çok doğal. Müzik sestir malum ve ses size herşeyi çağrıştırabilir. Dinleyiciden beklentimiz yok, asıl olay biz dinleyiciye anlatmak istediğimiz hikayeyi iyi yansıtabiliyor muyuz? Duyguyu verebiliyor muyuz? Önemli olan bunlar.

Dört Oda ve Yorgun Sesler çalışmalarınız arasında bir süre ara vermişsiniz. Böyle bir molaya neden gerek duymuştunuz?
Ümit: Açıkçası planladığımız ve düşünerek verdiğimiz bir mola olmadı bu bizim için, hayatın akışı içerisinde ürettiklerimizi bir araya getirip paylaşmaya fırsat bulamadık. Hepimiz bireysel olarak çok farklı dönemlerden geçtik ve zorunluluklarımızın peşinden koştuk. “Yorgun Sesler” çalışmamızdan sonra da buna benzer bir dönem yaşadık ve en sonunda 2016 yılında “Denizin Kıyısında” albümümüzü büyük bir heyecanla paylaştık. Birlikte uzun yıllarımızı paylaştığımız için bu tür dönemlerin yaşanmasını normal karşılıyoruz ve her yeni projemizde müziğimizin kimyasını bozmadan yeni hikayelerimizle yeniden üretmeye devam ediyoruz.
Sinan: Grubun tüm bireylerinin hayatlarında maddiyata karşı verdiği savaş yüzünden diyebiliriz. Hepimiz ayrı şehirlerde yaşamaya başladık ve kendi ‘’iş’’lerimizin peşinden gitmeye çalıştık. Yeni tecrübeler, yeni detaylar bizleri besledi. Yorulduk ama sonunda olgunlaştık. Yorgun Sesler bu olgunluğun eseri oldu. Her geçen gün olgunlaşmaya devam ediyoruz. Zaman en önemli arkadaşımız.

Bildiğimiz kadarıyla Yorgun Sesler adlı çalışmanızdaki şarkılar bir hikaye anlatıyor aynı zamanda. Biraz da bu hikayelerden bahsedelim..

Onur: Aldatılış, kırgınlık ve özlemler üzerine kurulu bir çalışmadır. Biraz karanlıktır yani. İlk şarkı Buluşma Anı’nı çoğu insan aşk şarkısı sanıyor ama, aslında uzun zaman sonra grup olarak bir araya gelip çalışırken yaptığımız bir şarkıdır, o buluşma ile ortaya çıkmıştır. “Dört Oda” isimli çalışmamızdaki “Baharat” isimli şarkı ise grubun ortak olarak yaptığı iki besteden biridir.”İstasyon saati” çocukluğumda üzerinde tren resmi olan dedemlerdeki bir saate yazılmıştır. Yani çocukluk günlerimin o saflığına ve binaların az, müstakil bahçeli evlerin çok olduğu dönemlere özlemdir. “Kavak Ağacı” isimli beste de evimin arka bahçesinde insanların manzarayı kesiyor diye kestikleri çok eski bir ağaçtı. Manzara dedikleri ise çok katlı otoparka bakan küçük bir cadde. Betonu, çiçeksiz balkonları ve ağacı olmayan yürüyüş parkurlarını sahiplenen insanların olduğu şehirlerde çıksa çıksa “Yorgun Sesler” çıkıyor bizim gibi insanların enstrumanlarından.

Bestelerin oluşum aşamasında sizlerin ne düşündüğünüzü bilmiyoruz ve enstrümantal olmasından dolayı da yalnızca kendi hissettiklerimizle yoğurabiliyoruz ezgileri. Ancak bizleri yönlendiren şeyler yok değil, mesela şarkıların isimleri. Enstrümantal yapıyla isimlerin ne gibi bir bağlantısı var ve grup olarak bir ismi onaylama süreci nasıl gelişiyor?
Onur: Yaşanmış hikayeler var bestelerde. İsimler genelde hayatta bir yerde geçen kelimelerden alıntı. Mesela “Çok Geç” isimli şarkı bir arkadaşımın aldatılma hikayesi. Geri dönmek için artık çok geçtir, olan olmuştur. Şarkıda olayın sonrasını tasvir etmeye çalıştık, biraz sıkıntılı bir şarkıdır. Yani hep başımızdan geçenleri değil, çevremizde bizi etkileyen şeyleri de bestelere dahil etmişizdir. Gerçi konserlerimizde bunu anlattığımız zaman ufak bir tebessüm oluyor. Birimiz aldatıldık farklı anlatıyoruz sanıyor dinleyici. “Kayıklar” terk edilmişliğin üzerine bir şarkıdır mesela. Sürekli beste yapan biri değilim, etkilendikçe olaylardan zaman içinde çıkıyor ortaya besteler. İsimlerin hikayelerini grupla paylaştığım zaman hepimiz o etkileşim ile şarkıyı sahipleniyoruz ve bütün bir duygu ile çalıyoruz.


Oldukça ünlü bir müzik oluşumu olan Sofar’da yer aldınız. Sofar hakkında ne düşünüyorsunuz? Nasıl bir deneyimdi?
Sinan: Sofar yapısı gereği uluslarası bir ün kazanmış ve dünyanın her yerinden müzisyenlerin biraraya geldiği özel bir etkinlik. İçeriği saygı duyulası ve bizi çağırmaları da büyük bir incelik. Bu tip etkinliklerin daha fazla olması ve sadece müziğin birleştirici yanını hissetmemiz yeterli.
Onur: Sofar’da çalmak çok keyifliydi. Aslında normal olan insanların orda olduğu gibi sessizce sadece müziği dinlemesi. Biz salon konserlerini daha çok seviyoruz çünkü gerçek dinleyici orada oluyor. Sofar o açıdan oldukça başarılı. Herşeyden önce müzisyene kendini iyi hissettiriyor.
Ümit: Henüz Sofar İstanbul projesi başlamadan önce büyük bir incelikle ilk iletişime geçilen gruplardan biri İsmira, ancak çok uzun bir süre sonra sahne alma fırsatı bulabildik ve oldukça keyifli bir deneyim oldu bizim için. Bu tarz projeler umarım çoğalır ve birlikte üretmeye devam ederiz.

Benimsediğiniz tarzda ilham aldığınız, yolunda ilerlemek istediğiniz isimler var mı? Türk ve dünya müziğinde kimleri dinlersiniz?
Onur: Jimi Hendrix, Jaco Pastorius, Erkan Oğur, Serdar Ateşer, J. S. Bach, Pat Metheny, Queen, Kesmeşeker, Chet Baker, John Coltrane, Ornette Coleman, Özdemir Erdoğan, Mozaik, Lodos ve daha bir sürü kişi var. Saymakla bitmez. Çok geniş yelpazede müzik dinliyoruz, bu saydığım isimler beni çocukken ilk çalmaya başladığımda etkileyen isimlerdi. Bu açıdan benim için çok önemlidirler. Bu isimlerden Serdar Ateşerle tanışıp hem çalma fırsatı bulduk hem de son çalışmamız olan Denizin Kıyısında albümümüzü Ayvalık’ta stüdyosunda kaydettik. Bu bizim için çok anlamlıdır.
Sinan: O kadar çok isim var ki. O kadar çok tarzda müzisyen var ki inanın tek tek saymaya başlasak herhalde buraya sığmaz. Benim kişisel olarak dikkat ettiğim en önemli husus özgün tema, prodüksiyon ve yaratıcılık. Bir hikaye anlatımında işitsel olarak kullanılan renklerin uyumu ve kompozisyonun başarısı. Türkiye’de hem görsel hem işitsel işler yapan Mehmet Güreli’ye sempatim başkadır. Dünya müziğinde ise Richard Bona, Stanley Clarke, Ron Carter kendi enstrümanımda dikkatle takip ettiğim kişiler. Daha nice isimler var, keşke onları da sayabilmek için vaktimiz olsa.


Müziğiniz ve ekibinizle koca bir on yılı bitirdiniz ve bizi bu güzel ezgilerle buluşturduğunuz daha nice on yıllar dileriz. Peki bu on yıl sizin için nasıl bir serüvendi?
Onur: Ara ara dünyevi işlerden dolayı kopukluklar yaşadık ama, her daim bir araya gelebildik bu on yılda. Çünkü ticari bir amaç ile kurulmamıştı grup. Gönülden bir çalma isteği vardı. Sohbet etmek için toplandığımızda bile kucağımızda enstrümanlarımızla konuşuyoruz. En azından bir an için dünyadan ayrılıp kendi müzikal dünyamıza yelken açıyoruz.
Sinan: On yıl uzun bir süre. Örneğin çok kritik bir dönem 17-27 yaş aralığı benim için. Bu on yıl birbirinden güzel insanlarla birbirinden güzel işlerin bir parçası olmak çok güzel bir his. Bizi olgunlaştıran geçmişimiz ve geçmişte birlikte olduğumuz, yaratıcılığımızın temelindeki kişiler, olaylar ve kıymetli ailelerimiz.
Ümit: Öncelikle çok teşekkür ederiz 10. yılımızda böyle bir röportajda buluşmak çok keyifli. İsmira’nın hepimizin hayatında çok özel bir yeri var ve on yıldır bu yerini koruyor. Kendi adıma şunu söyleyebilirim ki İsmira benim ailem gibidir, yani birlikteliğimiz o noktadadır. Bu yüzden de İsmira on yıldır bir arada ve üretmeye devam ediyor ve umarım çok uzun yıllar daha bu şekilde devam edebiliriz. Ve bu on yılda biz birlikte büyüdük ve yaş almaya devam ediyoruz, bu süreçte yaşadıklarımızın sürekli üzerine koyarak gelişmeye üretmeye devam ediyoruz.

Ruhu okşamak için sözlere ihtiyacınız olmadığını kanıtladınız. Peki ilerleyen dönemlerde, bazı şarkılarınızda olduğu gibi, şarkılara vokal veya söz eklemek gibi planlarınız var mı? Yoksa grup bu çizgide ilerlemeye devam mı edecek?
Onur: Bu tarzımız ve müzikle anlatımımız devam edecektir mutlaka ama konuklarımız olabilir. Farklı şeyler denemeyi seven insanlarız. Örneğin; son çalışmamızda Ayşe Funda Aras’ın intro ve finalde doğaçlama vokalleri bizim bir sonraki çalışmamızın belki daha deneysel olabileceğine bir kapı kapı araladı.
Sinan: Gelecek işlerimizde İsmira’nın alışık olduğumuz soundundan çok da uzaklaşmadan farklı yapıları denemeye ve keşfetmeye devam edeceğiz elbette. Yaşam devam ediyor, çizgi değişiyor.


Gelecek planlarınızdan bahseder misiniz?
Sinan: Daha saf, daha gerçek ve daha parlak bir gelecek planlıyoruz. Hayatımızı küçük, ufak hesaplar içerisinde yok etmek gibi bir niyetimiz yok. Yaratmaya ve paylaşmaya devam.
Ümit: Üretmeye, yeni arayışlara, yaratmaya ve paylaşmaya devam etmeyi planlıyoruz. İçinde bulunduğumuz bir takım yeni projelerimiz de var yakın zaman içerisinde bunları da paylaşmayı umuyoruz.
Onur: Dönem dönem uzak kalsak da her zaman bir araya gelip bir şeyler yapmaya hazırız. Ayrıca bu yıl ben kendi solo albüm projemi bitirmek istiyorum. Şu an onlarla uğraşıyorum biraz, sonrasında ise İsmira ile bir kaç konser ve etkinlik düşünüyoruz. Elimizden geldiğince kendi imkanlarımızla yine bir şeyler yapmak istiyoruz. Emek verince daha keyifli oluyor.Son olarak bize yer verdiğiniz için de teşekkür ederiz.

 

Röportaj: Cemre Engin

 

Recent Posts
İletişim

Merak ettiklerinizi bize sorun. En kısa zamanda size dönüş yapacağız.