Cansen Erdoğan | Pazar Sohbetleri

“Hayatın C Şıkkı” adlı kitabın yazarı olan ve asıl mesleği avukatlık olan tatlı hanımefendi Cansen Erdoğan ile buluştuk Pazar Sohbetleri’nin bu haftaki yayını için.

Keyifli okumalar dileriz.

pazar-sohbetleri

Biraz kendinizi tanıtır mısınız?

Cansen Erdoğan: 1978 yılında ocak ayında soğuk ve karlı bir günde doğdum. Babamın dedesi Osmanlı’da kadılığa uzanıyor, hukukçuluk ailede genetik aslında. Babam bilinen bir avukat, kız kardeşim de aynı şekilde. Marmara Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra Cambridge Üniversitesi’nde uluslararası hukuk okudum. Döndükten sonra hali hazırda bir aile şirketi vardı burada çalışmaya başladım.

  Ancak hukukçuluğa paralel olarak giden bir yazı hayatım oldu bu da ben yazmayı öğrendiğim anda başladı. Küçüklüğümde bütün isteklerimi yazarak anlatırdım. Hatta 35. yaş günümde kız kardeşim bana bir sürpriz yaptı. Eskiden Yasemin Bozkurt vardı “Yasemin’in Penceresinden” diye bir programı vardı. Bir ünlünün hayatını anlatırken o ünlünün hayatında iz bırakmış kişiler gelirdi stüdyoya kapı açılırdı. Bana da öyle bir sürpriz yapmış ben düğüne gittiğimi zannediyorum. Karşı komşumuzun kızının düğününe gittiğimi sanıyorken stüdyoya geldim. Benim bütün tanıdıklarım ve Yasemin Bozkurt orada. Babam da orada ilkokulda yazdığım mektupları okudu. Sonrasında o mektupları da yayınlamam için ciddi bir talep geldi çünkü o yaşta öyle şeyler yazılamaz… Yasemin Bozkurt “sanki sancak beyine mektup yazar gibi yazmışsın” demişti. O kadar ağdalı resmi bir dille yazmıştım kabul ettirmek için. Küçükken kendimi açan bir insan değildim bütün sıkıntılarımı yazardım. Sonra üniversiteye hazırlık dönemi, üniversite falan derken araya bir de evlilik girdi ben yazmayı biraz bıraktım. Ama birine bir şey yazılacak olur doğum günü için falan mesela hep bana yazdırırlardı. Profesyonel olarak yazmıyordum ama. Sonra ayrılık döneminde yine kendimi açan bir insan olmadığım için tekrar yazmaya başladım. Bu sefer kendimle ilgili, hayata dair yazıyordum. Bir gün bir arkadaşım internet sitesi kurdu bana da internet sitesinde yazar mısın dedi. Ben kendi keyfime göre yazdığımı söyledim ama arkadaşımın ve annemin ısrarı üzerine gaza geldim yazmaya başladım. İlk yazımı yazarken bilgisayarım “r” leri basmıyordu. Öyle bil bilgisayarla ilk yazımı yazdım gönderdim. Bir anda yazı tavan yaptı, çok okundu. Çok içten yazmışım sanırım. Mail yağdı. “Yeni Yıl Yeni Umutlar” diye bir yazıydı. Ofisimde açmayan bir orkide vardı, açmıyordu bir türlü. Ben de karar verdim yeni yılda onu gönderecektim yenisini alacaktım. Geldiğim gün açtı. Oradan girip yaşam hakkında bir yazı yazdım. Okunmaya başladı yazılarım her hafta. Bu beni motive etti. Oğlumla ilgilenip gece kendi kendime 4-5 saat yazı yazdığım oluyordu. Kitap yazma hayalim vardı benim birde. Ben küçükken TÜYAP Kitap Fuarı çok önemli bir aktiviteydi oraya götürürlerdi bizi. Derdim ki bir gün ben burada durup kitap imzalayacağım. Sonra kitap yazma fikri ciddileşti. Kitabı yazdım bu arada İnkılap Yayın Evi’yle birlikte çalıştık. Onların da çok önemi vardı benim için. Kitap çıktı, okuyup ulaşan insanlar oldu. Pek çok kişinin hayatında olumlu etkileri oldu. Televizyon programları benimle iletişime geçti. Kitap sekiz hafta çok okunanlarda kaldı. TÜYAP’ a katıldım. Çok yüksek bir katılım oldu. Şimdi de ikinci kitaba başladım. Bu arada ilk yazı yazmaya başladığım sitede yazmayı hiç bırakmadım. Her pazartesi orada yazmaya devam ettim. Gündeme dair, hayata dair yazıyorum her hafta. Bana röportajlarda TV programlarında veya okuyucularımın gönderdiği maillerde hep çok içten yazdığım söyleniyor ve bu beni çok mutlu ediyor. Bir arkadaşımla konuşur gibi… Mesela bir aşk yazısı yazmıştım 350 Bin okunmuştu yayın evi de o çok okununca iletişime geçmişti zaten benimle. Yazıyı akşam 12 gibi bir kadeh şarapla o kadar hissederek yazmıştım ki gözyaşlarım pıtır pıtır damlamıştı. Çok paylaşıldı o yazı. Dedim ki mesele hissettiklerini aktarabilmekte. Ki bence zaten çağımızın sorunu da bu…

  Oğluma da hep söylüyorum. Bana seni çok seviyorum anne diyor. Mutlaka seviyorsun ama sevdiğini gösterebilmelisin diyorum. İkili ilişkilerimizde de böyle sevdiğimizi gösteremiyoruz. Bu bize öğretilmiyor. Ben aslında hepimizin hissettiği şeyleri yazıyorum sadece biraz daha yüreklere dokunmaya çalışıyorum.

Hayatın C Şıkkı diye bir kitap çıkardınız, neden C şıkkı?

Cansen Erdoğan: Hayatta hepimizin bir yolu var. A şıkkı bizim mecbur olduğumuz şeyler. İşimiz, okulumuz, ailemiz… Doğarak içine girdiğimiz alan. Bir de B planımız var bu mecburiyetlerin dışında kendimize ayırdığımız zaman. Hobilerimiz gibi mesela. Bir de C şıkkı var ki bu herkesin içinde kendisine saklı. Bunu keşfedenler hayatta mutlu olanlar ve çok az kişi maalesef. Siz de fark etmişsinizdir metroya binerken falan insanların yüzleri hep asık herkes mutsuz. Çünkü insanlar C şıklarını keşfedememiş. Bu benim çevremde de böyle. C şıkkı bizim A ve B şıkları içinde olmak istediğimiz ve yapmak zorunda olduğumuz şeylerin toplamından oluşan bir şık. Mesela bir adam evli, karısından vazgeçmek istemiyor ancak öbür tarafta sevdiği biri var ondan da vazgeçmek istemiyor. C şıkkı ikisi de değil. Çünkü eğer zaten çok yolunda düzgün bir evliliğim olsaydı ben bir başkasını sevmeye gerek duymayacaktım. Öbür taraftan diğer kişiyi gerçekten çok sevseydim eşime çocuklarıma karşı sorumluluklarımı yerime getirirdim ama sevdiğimle beraber olurdum. Demek ki ikisi de doğru değil, belki de artık yalnız olma vaktimiz gelmiş. Yani illa ki salt bir tarafta olmak zorunda değiliz.

  Hep şu olsun da tatile gideyim, okulum bitsin şunu yapayım diyerek hayatını geçiriyor. Böyle bir ömür geçiyor. Sonra keşke diyoruz. Bu beni çok üzüyor. Bu kitabı yazarken de bundan yola çıktım. İnsanlara hayat bilgisi değil hayal bilgisi lazım. Çünkü hayat sana bildiklerini öğretiyor büyürken, kafana vura vura öğretiyor. Ama biz hayal kurmayı bilmiyoruz. Hayal kurmayı bilmeyen nesiller yetişiyor. Çocuklara soruyorum büyüyünce ne olmak istiyorsun diye bilmiyorum diyor. Çocuklara hayal kurmayı öğretmiyoruz sonra hayat bizi alsın götürsün diye düşünüyorlar. Bu yüzden bize hayat bilgisi değil hayal bilgisi lazım. Hayal etmeyi bilmediğimiz için doyumsuzluk ortaya çıkıyor mutlu olamamaktan da insanlar vahşileşiyor. Bütün bu vahşet bu yüzden. İnsanların sorunları hep çocukluktan kaynaklanıyor. O zaman hayal kurmayı öğrenmedikleri için. Bu yüzden terapilerde hep insanların çocukluğuna iniliyor.

uY1o-H0U

Üniversite hayatınız nasıl geçti?

Cansen Erdoğan: Ben Marmara üniversitesinde okudum. Evim Ataköy’deydi çok uzun bir mesafe. O zamanlar Haydarpaşa’daydı hukuk. Çok hayatın içinde insanlarla okudum. Çok iyi hocalardan ders aldım. Ama bir şey itiraf edeyim, çok keyifli bir üniversite hayatı geçirdim. Gezdim tozdum, her şeyiyle yaşadım üniversite hayatını. Ama geri dönmek istemem o döneme. Çünkü üniversite hayatı belirsiz bir süreç. Hayat 35’ten sonra güzel. Çünkü gençlik dönemi sınavdı, okuldu, işti, evlenmekti, düzen kurmaktı derken curcunayla geçiyor. Ama 35’li yıllarda her şey rayına oturmuş oluyor. Ekiyorsun ekiyorsun, biçme zamanı geliyor. Ne istediğini bilip ne istemediğine emin oluyorsun, hayatın tadını çıkararak kendin için yaşamaya başlıyorsun. Toplumun seni dürtmeleri bitiyor, toplumun senden beklentilerini karşılamış oluyorsun. Kendine vakit ayıracak bir sürü vaktin oluyor. O yüzden de size iyi bir haber yetişkinlik o kadar kötü bir şey değil.

Avukatlığı seviyor musunuz?

Cansen Erdoğan: Seviyorum, çok zorlukları da var. Yazarlıklarıyla ilişkilendirildiği zaman çok faydası var yazarlığa çünkü çok fazla hikaye var. Ve avukatlar aynı zamanda birer terapist. Mesela bir çift geliyor boşanmak istediklerini söylüyorlar. Biz en baştan başlıyoruz dinlemeye. Mesela bir gün bir çift geldi boşanmak için oldukça da iyi bir dava. Avukatlar genellikle evliliğin bitip bitmemesi gerektiğine bakmaz. Ama ben baktım ve bu evlilik bitmemeli dedim. Geldiler yanıma, dinledim dinledim iki saat geçti. Çıktık ofisten yemeğe gittik hala anlatıyorlar dertlerini. Birbirlerini dinlediler, bir baktım barıştılar… Çünkü birbirlerini dinlemeye ihtiyaçları vardı boşanmaya değil. Bu yüzden avukatlık bir anlamda terapi. 10 işin altısında yedisinde müvekkilim anlatıyor prosedür başlıyor vekalet çıkıyor. Karşımdaki “oh rahatladım” diyor. Çünkü adam parasını veriyor o sorun ondan çıkıyor, avukatın işi oluyor çözmek. Bu yüzden avukatlar parayla dert alan insanlar da denebilir.

Bir seçim yapmak zorunda olsanız avukatlığı mı seçerdiniz yazarlığı mı?

Cansen Erdoğan: Avukat mesleğim, yazmak tutkum. O yüzden ikisi de olmadan yaşayamam.
İkinci kitabım bir roman, karakterlerin psikolojilerini oluştururken çevremdeki insanlardan yararlanıyorum. Bu noktada avukatlığın bana çok katkısı var. Avukatlık yaparken adaletin yerine geldiğini görmek bunda katkı sağlamak çok üst düzey bir duygu. Ama yazmak da benim için ekmek yiyip su içmek gibi bir şey.

Röportaj: Hümeyra Kaya, Talha Çavuşoğlu

Recommended Posts
İletişim

Merak ettiklerinizi bize sorun. En kısa zamanda size dönüş yapacağız.